23 Ocak 2014 - 20:30
Cenevre-2 ve tarafların eteğindeki taşlar

Cenevre II görüşmelerini 7 Sabah’a değerlendiren Gazeteci Ferhat Aktaş, önemli açıklamalarda bulundu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- S-Cenevre 2 zirvesi dün yapıldı. Karşılıklı suçlamalar zirveye damgasını vurdu. Öncelikle bu zirve öncesini konuşmak istiyorum. Sizin pencerenizden bakarsak zirve öncesinde tarafların tutumu nasıl okumak lazım?

C- Uluslararası Cenevre II konferansı dün İsviçre’nin Montrö kentinde gerçekleşen ilk oturumla başladı.30 Haziran 2012 tarihinde BM daimi üyesi devletler, Suriye iktidarı ve sorunla ilgili bir dizi devlet temsilcisinin katılımıyla yapılan Cenevre I konferansının bir devamı olarak lakin Suriye üzerinden yürütülen vekâlet savaşının müsebbibi emperyal devletlerin barışçıl çözüme dönük isteksizliklerinden kaynaklı rötarlı şekilde yeniden toplandı. Batı devletleri ile taşeronlarını düşman belledikleri Suriye iktidarıyla aynı masaya oturmaya koşullayan önemli dönüm noktaları yaşandı. Suriye ve dostları askeri-politik ve diplomatik bağlamda hatırı sayılır ilerleme kaydetti.

Suriye’de üçüncü yılına giren çatışmalı süreç ilerledikçe dengeler mevcut iktidarın lehine dönmeye başladı. Yabancı uyruklu cihadist unsurların silahlı örgütsel araçlar vasıtasıyla çatışmalara dahil edildiği sıcak savaş hattı hedeflenen iktidar ihracına yol açmadı. Emperyal paylaşım esaslı iktidara ve orduya takvimsel ömür biçen şer koalisyonunun anılan hesapları tutmadı.

Suriye sorununa başlangıçta kayıtsız kalan batı kamuoyu süren savaşın taraflarını süreç içinde daha net gözlemleme fırsatı yakaladı. ‘Suriye devrimi’ adıyla empoze edilen paramiliter çetelere dayalı silahlı savaşımın iddia edildiği gibi halkın yönetime isyanından ziyade ülkeyi yıkıma götüren Libya modeline benzer rejim ihracını gerçekleştirmek adına sahaya sürülen selefist çetelerle Suriye halkının kendisine karşı kirli bir savaş denklemi olduğu görülmeye başlandı. Direnen Suriye devleti zamanla şer cephesi olarak tanımladığımız yıkım projesinin sahibi emperyal devletlerin ‘mutlak iktidar değişimi’ ajandasını geçersiz kılarak ortak irade beyan eden güçler arasında ciddi kırılmalar yarattı. Bugün aklıselim kimse iktidar organlarını ve orduyu hesaba katmadan adım atılamayacağını teyit ediyor.

Suriye yönetimi sorunu vekil güçleri kumanda eden gerçek muhataplarıyla diyaloga dayalı metotlarla çözümü konusunda başından beri yapıcı tutumunu sürdürüyor. Terör araçlarının kullanıldığı negatif dayatmalara hayır barışçıl çözüme evet biçiminde özetlenecek yaklaşımını ifade etmekten vazgeçmedi. Bu bağlamda Cenevre’ye giden Suriye devleti delegasyonunun diplomatik teamüllere uygun yol haritası genel hatlarıyla nettir. Asıl ikilem içinde kalan, saha koşullarında orantısız şekilde temsiliyet problemi yaşayan batı devletleri, monarşik rejimler ve onların vekil güçleridir. Muhalefeti temsilen Ahmed Carba’nın başkanlığında konferansa katılan toplama heyetin ülkede karşılığı yok denecek kadar az. El Kaide bağlantılı cihadist çeteler konferansa katılan heyeti tanımıyor ve konferanstan çıkan kararlara riayet etmeyeceklerini söylemekten çekinmiyor. Tamda bu noktada Suriye devleti ve dostlarının Cenevre II açısından karar altına alınmasını istedikleri öncelik ‘terörün, terörü destekleyen, finanse eden, silahlandıran ve teröristlerin ülkeye girişini sağlayan ülkelerin bu işi sonlandırma taahhüdünde bulunması’ çağrısı somut tartışmalara rengini verecek gözüküyor. Kafaları hayli karışık, dönüşüm içeren yeni siyasaya uyum sorunu yaşayan ABD ve AB devletlerinin yetkilileri ikili görüşmeler esnasında ajitatif söylemlerden kaçınıp üzerinde çalıştıkları yol haritasını masaya getirecektir. İlk gün yansıyan can yayın konuşmalarını şu aşamada ölçü kabul edemeyiz.

S- Zirve öncesi çok önemli bir gelişme yaşandı, bir anda 55 bin resim medyaya servis edildi. Buna benzer bir durum Cenevre 1 öncesinde yaşandı. Rejim tarafından kimyasal kullanıldığı iddia edildi. Daha sonra bu iddialar Rusya ve BM tarafından yalandı ve muhalifler tarafından kullanıldığı söylendi. Şimdi de işkence görüntüleri. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

C- 11 bin ölü, 55 bin fotoğraf haberi kurgusal yönü ağır basan, manipülatif kaynaklar üzerinden Suriye yönetimini zor durumda bırakmaya dönük enformatik bir hamle özelliği taşıyor. Ülke koşullarını, hapishaneler gerçeğini yakından takip eden biri olarak malum konu AA tarafından servis edildiği andan itibaren düşüncelerimi ifade ederek AA'nın batı medyasından alıp servis ettiği kareleri dikkatli inceleyen herkes bir konsept üzerinden çalışma yürütüldüğünü anlar. Kurguları ve kullandıkları sanal teknik bir kaç güne kalmaz belgeleriyle çürütülür demiştim. Dün Suriye Adalet Bakanlığı beklenen açıklamayı yaptı.

Fotoğrafların çetelerin saldırıları sonucu hayatını kaybeden kişilere ait olduğunu yönünde dikkate değer açıklamalarını kamuoyuyla paylaştı. Zamanlaması manidar derken şu hususlara dikkat çekilmesi gerekiyor. Savaştan nemalanan kesimler diplomatik süreci baltalamak için algı diplomasisine ağırlık veriyor. Sahadaki aleyhte koşulları psikolojik savaş merkezlerinde pişirdikleri ürünleri servis edip onların nazarında gark cephesinde gedik açma, şark cephesinin pazarlık marjını artırma biçimde kullanarak kurulan masayı sabote etme, psikolojik üstünlük yaratma amaçlı hareket ediyorlar.

Katar’ın finanse ettiği İngiliz hukuk firmasının sanal kahramanı "Sezar" miti algı diplomasisinin bir ürünüdür. Şark (şer) cephesinin gark cephesine karşı son bir aydır yürüttüğü iki temel psikolojik savaş enstrümanı; radikal köktendinci muhalefet (El Nusra-IŞİD) görüntüsünü değiştirmeye dönük ılımlı İslami muhalefet (İslami Cephe) algısı ile kitlesel açlık, insani dram masallı 'kedi-köpek-aslan yiyen' insanlar temalarını da bir kenara kaydetmek gerekir. Bunlarda bahsettiğimiz algı diplomasisinin tezgâhından geçen Cenevre 2'ye hazırlık safhasının yansımalarıydı. Sizinde sorunuzda belirttiğiniz gibi benzer enformatik kampanyalar daha önceleri de kullanıldı. Şimdi dönüp geriye baktığımızda Suriye yönetiminin aleyhine kullanılan kurgusal iddiaların tamamı temelsiz çıktı. Son, 11 bin ölü, 55 bin fotoğraf başlıklı iddiada aynı akıbete uğrayacaktır.

S- Zirveye İran davet edildi, ancak bu davetle İran’a bir takım dayatmalara gidildi. Buna karşın İran zirveye katılmama kararı aldı. İran'ın bu dayatmalara karşı tavrını nasıl okumak lazım?

C- Cenevre II konferansı arifesinde İran İslam Cumhuriyetinin altına imzasını atmadığı bir takım kararlara uyma dayatmasını kabul etmemesi ve ABD ile Suudi Arabistan’ın kendi basiretsizlikleriyle anlamını bulan daveti geri çekme skandalı onun rolünü ve oyun kurucu aktör özelliğini değiştirmez. Dikkat edin şu son bir haftalık dönem içinde zikzaklar çizen, kendi kendileriyle çelişen devletler peşi sıra İransız bir çözüm olmayacağını deklare ediyor. Suudi Arabistan nasıl sorunun tarafı olarak hesaba katılıyorsa bölgesel etki gücü ortada olan İran daha fazla dikkate alınmak durumunda. Suriye’nin stratejik dostu, direniş ekseninin kilit halkası İran devletinin Cenevre masasında olup olmamasını tartışmak yerine ona rağmen çözüm iradesinin şekillenmeyeceğini vurgulamak daha doğru bir yaklaşım olur. İran’ın bugün medyaya yansıyan açıklaması Suriye devlet delegasyonun yaklaşımıyla örtüşüyor. İran Dışişleri Bakanlığı yayınladığı bildiride; Suriye'de terör örgütlerinin varlığından duyulan kaygı dile getirilmiş, Suriye krizi için atılacak her türlü adımın önceliği terörle mücadele olması gerektiğinin altı çizilmiştir.

S- Bölgedeki bütün denklemleri göz önünde bulundurulduğunda İransız bir çözüm mümkün mü?

C- Suriye sorununun barışçıl- uzlaşıya dayalı çözümünde İransız adım atılması düşünülemez. Savaş ve barış iradesi onunla müzakere edilmeden karşılık bulmaz. Emperyal devletler bu gerçeğe göre hareket edecektir. Sorunun başından beri Suriye devletinin yanı başında duran, çok yönlü saldırganlığa rağmen dostluk ilişkilerini gevşetmeyen ve kazanılan zaferlerde payı bulunan İran’ın müttefiki Suriye’yi gözeten duruşunu hesaba katmayan büyük yanılgılar yaşar. Onsuz görüşmelerin başlaması normal ancak ona rağmen çözüm olması imkânsızdır. Cenevre II için çağrı yapan BM ve ABD yetkilileri kurdukları masasının güdük kaldığını itiraf ediyor. İran’ın olgun, yapıcı tavrını göz önünde bulundurarak Tahran’la diyaloga ağırlık vereceklerini düşünüyorum. Muhatap devletler 'siyasi çözüm' denklemine göre yol haritası çıkarmak istiyorlarsa bugünden sonra daha fazla Tahran sokaklarını arşınlamalı. İran stratejik müttefiki Suriye’yi koruyan tavrını Cenevre'de olsa- olmasa da esnetmeden ve önleyici adımlar atarak gösterecek. Göreceksiniz İran'ın muhatabı devletler sıraya girip sorunu Tahran'la istişare etmeye koyulacaktır. 'Siyasi çözüm' yollu başlangıç diye bir dertleri varsa Cenevre’de kurdukları masayı Tahran'a taşımak isteyeceklerdir. Egemen devletlerin güncel paradokslarını ülkemiz medyasına bakarak yorumlamaya çalışırsak olasılı gelişmeleri kavrayamayız. AKP hükümetine yakın medya araçlarının İran özgülündeki haber akışını ciddiye almamak gerekir. Suriye ve İran Ortadoğu siyasasına biçim veren iki müttefik güçtür. Biri olmadan diğeri de olmaz.

S- Türkiye'nin bu güne kadar izlediği politikayı nasıl buluyorsunuz?

C- AKP hükümetinin Suriye politikası komşuluk hukukuna aykırı, yayılmacı emeller taşıyan ve terör irtibatlı Yeni Osmanlıcı bir hat üzerinden yürütüldü. Emperyalist devletlerin taşeronluğuna soyunan AKP hükümeti sorunu derinleştiren negatif tutumların adresi oldu. Mezhebi fitneyi körükleyen provokatif söylem ve tavırlarla haksız savaşa meşruiyet yaratmaya gayret etti. Sınırları içinde yabancı uyruklu militanları barındırması, silah sevkiyatları ve gayri nizami operasyonal yönelimleriyle sorunun diyaloga dayalı çözümüne değil rejim ihracı çerçevesin de çatışmayı koşullayan zora dayalı yöntemlerle devamı yönünde yaklaşımını sürdürdü. Türkiye Suriye sınır hattına bakıldığında somut gerçeklik alenen gözükür. AKP kendisini uluslararası arenada zor durumda bırakacak çatışmacı yaklaşımını devam ettiriyor. Heveslendiği bölge liderliği angajmanlı BOP taşeronluğu iflas etti ancak değişime hala direniyor. Yine de eski havası kalmadı. Hükümet kendi içinde iktidar krizi yaşıyor. Klikler arası mücadele AKP’nin belli yönleriyle içe kapanmasına yol açtı. Son TIR skandalı yaşanan iflasın tuzu biberi oldu. Silah ve füze yüklü TIR’ları deşifre eden güç bir dönem Suriye politikasına birlikte koştukları yönetsel kliklerdir. AKP hükümeti Suriye politikası özgülünde kırılmalar yaşıyor ve statik tavrını sürdürürse benzer krizler yeniden yaşanacaktır. Ayrıca ABD’nin hegomanik tavrına göre kendisinden istenilenleri yerine getirme zorunluluğu var. Yani değişime dirense de bağlı bulunduğu merkezler onun tavrını yumuşatmasına vesile olabilir. Cenevre II masasında olmaları negatif tutumlarına rağmen önemlidir.

S- Gelelim zirvedeki karşılıklı suçlamalara. Suriye'nin yabana atılmayacak iddiaları var. Muallim bir takım suçlamalarda bulundu. Sizin bu konuda görüşünüz nedir?

C- Konferansın ilk gününe damga vuran tartışma Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad üzerinden yaşanan ABD-Suriye restleşmeydi. ABD Dışişleri Bakanı Kerry; "Beşar Esad'ın kurulacak geçici hükümette yer alması hiçbir şekilde söz konusu olamaz" dedi. Bunun üzerine Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim konuşmasında sözü bu konuya getirerek; "Dünyada hiç bir kimse bir Cumhurbaşkanının meşruiyetini elinden alma gücüne sahip değildir. Batı ülkeleri El Kaide'ye destek veriyor" diyerek mevkidaşının 'buyurgan sözlerine' cevap verdi. Yine Suriye Dışişleri Bakanı Muallim’in;“Elleri Suriye halkının kanına bulaştığı halde bazı ülkelerin temsilcilerinin bu salonda aynı masada oturuyor olması üzüntü verici. Bu insanlar bize demokrasi dersi veriyor, bize barış dersi veriyor, doğru ve yanlışı öğretiyor. Aslında Suriye’ye çamura batıran onlar” sözlerinin muhatabı başta Ahmet Davutoğlu olmak üzere cihadist çetelere sınırları içinde kamp kurduran, finanse eden ve kafileler eşliğinde selefist seri katil gönderen devlet yetkilileriydi. Suriye devletinin AKP hükümeti, Suudi Arabistan ve Katar hakkında ifade ettiği suçlamalar soyut iddialar değil. Daha öncesinden BM’ye sunulan bazı dosyalar var. Suriye devletinin elinde bu üç devletle ilgili çok önemli delil özelliği taşıyan bilgi, belge ve dijital veri olduğu kanaatindeyim. Burada karşılıklı suçlamalardan ziyade saldırı altındaki Suriye’nin gerekli gördüğü aşamada açacağı dosyalara odaklanmak çözüme hizmet eden bir tutum olur. Suriye karşıtı koalisyonun bugüne kadar dillendirdiği tüm suçlamaların çürütülmesini konuya eğilirken akılda tutmak gerekir.

S-Bundan sonra ne olacak?

C- Cenevre II bir başlangıç. İlk gün Montrö’de taraflar kırmızı çizgilerini masaya yatırdı. Cuma günü başlayacak ikili görüşmeler ve aralıksız devam eden lobi faaliyetleri neticesinde taraflar üzerinde uzlaşabilirlerse yol haritalarını açıklayacak. Suriye devletini temsil eden resmi delegasyon kırmızı çizgilerinden taviz vermeden sorunun barışçıl-diyaloga dayalı şekilde çözümü için yapıcı tutumunu sürdüreceği görülüyor. Suriye’de siyasi çözüm ve cihadist çetelerin tasfiyesi isteniyorsa bunun yolu meşru iktidarla birlikte ve ülkenin içişlerine karışmadan uluslar arası konsensüs yaratılmalı. Geçiş hükümeti gibi soyut önermelerden ziyade gerçekleşecek Devlet Başkanlığı seçimlerine dair somut adımlar atılmalı. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın yeniden seçilip seçilemeyeceğine batı devletleri ve taşeron güçler değil Suriye halkı karar verir. Madem 'halkına zulüm uygulayan, meşruiyetini yitiren bir Cumhurbaşkanı var' diyorlar o zaman sandığa işaret etmeliyiz. BM gözetiminde gerçekleştirilecek seçime varsa muhalefetin adayı çıkar yarışa dahil olur. Suriye halkının politik tercihine artık saygı duymayı herkes öğrenmeli. Suriyeliler Beşar Esad’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsa kim bu gerçeği değiştirebilir? Üç senedir yaşananlar ortada değil mi? Suriye’nin bugünden sonraki önceliği ülkenin kuzey bölgelerine yayılan, küçük emirlikler ilan eden El Kaide-İslami Cephe bağlantılı selefist çetelerle etkin-sonuç alıcı mücadeledir. Selefist unsurların tasfiyesi sadece Suriyeliler açısından değil tüm halkların çıkarına hizmet eden hayati bir meseledir.